Özür bir onarım değildir
Tartışılan şeyle özür dilenen şey çoğu zaman aynı değil.
Bir görüşmeden sonra en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Sonunda özür diledi.” Bunu söyleyen kişi meseleyi kapanmış sayıyor.
Ben konuşmanın başına dönmeyi tercih ediyorum. O kişi odaya ne için girdi? Çoğu zaman ortada bir talep vardır: bir ücret, bir izin, bir masrafın karşılığı, bir sınır. Odadan çıkarken elinde o talep yoktur. Elinde bir özür vardır ve özrü kendisi dilemiştir.
Arada olan şey şu: talebin adı değişti. Zam konuşması bir kariyer konuşmasına, izin talebi bir bağlılık sınavına, masraf iadesi bir olgunluk dersine döndü. Adı değişince itiraz da zeminini kaybetti. Artık tartışılan şey ücret değil, kişinin kendisi hakkında bırakacağı izlenim.
Özür tam burada geliyor. Onardığı bir şey yok; zaten kırılan bir şey olmadı. Yaptığı iş başka: olayın kimin tanımıyla kapandığını kayda geçiriyor.
Dört biçimi
- 01
Sebepsiz özürOrtada bir hata yokken dilenen özür. Tuhaf görünür, oysa en makbulüdür. Hatayı değil önceliği ilan eder: kişi ilişkiyi kendi haklılığının önüne koymuştur ve bunu göstermiştir.
- 02
Denetlenen özürSözün kendisi yeterli sayılmaz, kimin hatırına söylendiği de sorulur. Böylece özür yalnızca konuyu değil, hangi bağlılığın önce geldiğini de kapatır.
- 03
Devredilen özürAsıl muhataba değil, odadaki üçüncü kişiye de uzatılan özür. Kapsamı genişledikçe olayın tanımı da genişler; artık kapanan şey tek bir cümle değildir.
- 04
Zamansız özürBeklenmeden, kendiliğinden gelen özür. Rahatlatmaz, rahatsız eder. Çünkü kişi kendi kusurunu kendi tanımlamıştır; hükmü kimin vereceği sorusu yeniden açılır.
Özür istenen yerde hata aranmaz. Aranan şey, olayın nasıl anılacağına kimin karar vereceğidir.
Ritüelin sahibi yok
Buraya kadarı yöneticiyi merkeze koyuyor. Asıl mesele şu: bu dili kimse yönetmiyor.
Aynı kalıbı, yöneticinin odada bulunmadığı konuşmalarda da duyuyorum. İki kişi ona karşı konuşurken biri diğerinden özür isteyebiliyor — hem de bunu birkaç dakika önce “onun gibi olmak istemiyorum” diyen kişi yapıyor. Dil, onu kuran kişiden bağımsız olarak çalışmaya devam ediyor.
Gücü de buradan geliyor. Kimse öğretmiyor, kimse dayatmıyor. Ortamda duruyor ve sırası gelen kullanıyor.
Nerede çalışmıyor
Her konuşma böyle bitmiyor. Karşı tarafın gerçek bir seçeneği varsa — başka bir iş, başka bir müşteri, kendi hesabına çalışacağı bir zemin — talebin adını değiştirme girişimi tutmuyor. O masada özür dileyen taraf değişebiliyor.
İkinci sınır daha sessiz: “özür dilerim” cümlesini duymak, karşı tarafın ikna olduğunu göstermiyor. İnsanlar kazanamayacakları ve terk edemeyecekleri konuşmaları bitirmek için de özür diliyor. O cümle anlaşmazlığı değil, konuşmayı kapatıyor. Aradaki farkı bilmeyen yönetici, kapanmış sandığı meselenin altı ay sonra istifa mektubunda yazılı olduğunu görüyor.
Bu yüzden özrü bir sonuç değil, bir işaret sayıyorum. Kimin özür dilediği, o odada kimin tanım hakkını elinde tuttuğunu söylüyor. Talebin ne olduğunu ise hâlâ konuşmanın başına dönmeden öğrenemiyoruz.
Özür, hatanın değil tanımın kapandığını ilan eder. Odaya hangi talep için girildiği, çıkarken kimin özür dilediğinden daha çok şey anlatır.